+ Konu Cevaplama Paneli
Toplam 2 sayfadan 1. sayfa 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen 1 ile 5 konu arasından toplam 10 konu bulundu.

Konu: AIDS nedir? Belirtileri Nelerdir?

  1. #1
    Administrator AbuK_PreNS Kullanıcısının Üye Resmi (Avatarı)
    Üyelik Tarihi
    04.07.08
    Nereden
    İstanbul
    Yaş
    37
    Mesajlar
    2.055

    Standart AIDS nedir? Belirtileri Nelerdir?



    AIDS, Acquired Immuno Deficiency Syndrome kelimelerinin kısaltması olarak ortaya çıkmış ve Edinilmiş Yetersiz Bağışıklık Sistemi Sendromu olarak Türkçe'ye çevrilmiştir.

    AIDS ilk olarak 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde keşfedilmiştir. Keşfinden hemen sonra hızla yayılarak; erkek, çocuk, siyah, beyaz, Latin, Asyalı, zengin, fakir demeden bir çok insanın ölümüne neden olmuştur. Günümüze kadar AIDS'ten 225.000 kişinin öldüğü kaydedilmiştir. Bu sayı her 13 ila 15 ayda ikiye katlanmaktadır.

    AIDS için halen kesin olarak bilinen bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. AIDS'ten korunmak bu tehlikeli ve ölümcül virüsün yayılmasını önlemek için uygulanabilecek tek yoldur. HIV, Human Immune Deficiency Virus, vücut bağışıklık sistemi virüsü, AIDS tamamen vücut bağışıklık sistemi ile ilgili olduğundan, hastalığa sebep olan virüse bu isim verilmiştir. Virüs, insan vücudunun hastalıklara karşı direncini sağlayan bağışıklık sistemini etkisiz hale getirmektedir. Vücut bağışıklık sisteminin etkisiz hale gelmesi, virüsten etkilenmeden önce kolayca başedebildiği deiğer hastalık mikroplarıyla artık çarpışamayacak duruma gelmesi demektir. Bu da basit bir enefeksiyonun bile ölümcül hale gelmesine sebep olabilir. AIDS hastalarının yarısından çoğu bağışıklık sistemlerinin etkisiz hale gelmesi yüzünden basit enfeksiyonlara yenilerek hayata veda etmişlerdir.

    İnsan vücudu bir defa HIV virüsü ile enfekte olmuşsa artık bu virüsün hiçbirşekilde yok edilmesi yada vücuttan atılması mümkün değildir. Fakat, virüsün etkilerine engel olmak için bir takım ilaçlar geliştirilmiştir. Bunlardan ilki ve ençok bilineni AZT (Zidovudine) adı verilen ilaçtır. Bu ilaç virüsün çoğalmasını engellemektedir. AZT AIDS virüsünün meydana getirdiği belirtilerin görünmesini engellemekte ve AIDS'li hastanın yaşamının kısmen de olsa uzamasını sağlamaktadır.

    Bilim adamları AIDS'le savaşabilmenin diğer yollarını aramaya devam etmektedirler. Son yıllarda bu konuda büyük gelişme kaydedilmiştir. AIDS'e karşı korunmak için aşıların testleri halen deneysel aşamadadır. 1990 yılının başlarından itibaren bu konuda başarılı sonuçlar kaydedilmektedir.

    AIDS dokunma, öpüşme, solunum gibi dış kontaklarla bulaşan bir hastalık değildir. Bu nedenle insanların AIDS'li hastalara yaklaşmaması ya da onları toplumdan dışlaması hem gereksiz hem de yanlış bir tutumdur. Çünkü AIDS'li bir hastaya dokunarak veya yanında bulunarak AIDS'e yakalanmanın mümkün değildir. Ayrıca AIDS evcil hayvanlardan, tuvaletlerden, yüzme havuzlarından, tabak ya da bardaklardan bulaşıcı özellik göstermez. Bu nedenle insanların bu konularda korkutulması ya da yersiz bir kaygıya neden olunması çok yanlıştır. AIDS'in ana bulaşma yolu seksüel birleşme, uyuşturucu kullanıcılarının enjektörlerini paylaşması ve çok da az olsa kan transferidir. Ne yazık ki, AIDS hastalığına yakalanmış hamile bir kadının daha doğmamış bebeği de bu hastalığa yakalanmış demektir.

    Neden AIDS'i daha önce duymamıştık? AIDS 1981 yılına kadar tanımlanmış bir hastalık değildi. AIDS'in izinin sürülmesi doktorların bu bilinmeyen hastalığı yeterli derecede tanımasıyla başladı. AIDS'in ilk rastlandığı 1981 yılında ABD'de 316 kişinin AIDS hastalığına yakalandığı tespit edilmiştir. Beş yıl sonra 1986 Ağustos'unda 23.000 vaka rapor edilmiştir. Hastalığın artışı büyük bir hızla devam etmiş ve 1990'larda sadece ABD'de 60.000 nin üstünde AIDS hastası tespit edilmiştir. Bu hızlı artış, bilim adamları, doktorlar ve hükümetler için bir alarm sinyali olmuş ve onları konuyla ciddi biçimde ilgilenmeye itmiştir.

    AIDS'in gerçek kökeni bilinmemektedir. Çünkü AIDS yeni gelişmiş bir hastalıktır. AIDS'in kökeni hakkındaki en geçerli görüş hastalığın Afrika kökenli olduğudur. Afrika'da ki yeşil maymunların taşıdığı bir virüs insanlarda rastlanan AIDS virüsüne çok benzemektedir. Bilimsel tahminler maymunlarda rastlanan virüsün doğal ortamda organizmalar içinde yaşamını sürdürerek, mutasyon geçirdiği ve burdanda insanlara geçtiği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Görülen mutasyonun çok nadir olduğu da görüşler arasında yer almaktadır.

    Bir başka görüş ise virüsün biyolojik silah olarak üretilmek istendiği fakat sonucun etkisi uzun sürede görüldüğü için araştırmalara devam edilmediği, ve bir ara nasıl olduysa labaratuvar dışına çıkarılarak insanlara bulaştırıldığı üzerinedir. Yeşil maymunlar Afrika'nın çoğu bölgesinde lezzetli bir yemek olarak görülmektedir. Virüsün maymunlardan insana iyi pişmemiş organlardan ya da etlerin pişirilmeye hazırlanırken meydana gelebilecek kesik vb. gibi yaralardan bulaşmış olabileceği de düşünülmektedir. Çünkü bilindiği gibi virüsün bulaşma yollarının en önemlilerinden biri kandır. Hastalığın ilk insana bulaşması böyle olmuştur. Bundan sonra hastalık diğer insanlara seksüel birleşme ve uyuşturucu kullanımı ve kan transferleri sırasında yayılmıştır. Afrika devletlerinin bir çoğu bu görüşün mantıklı olduğunu savunmaktadır. Bu olayların hiçbiri ırkla ilgili değildir. Şunu unutmamak gerekir ki tek bir kişi değil tüm insanlık AIDS'in gelişmesinden sorumludur ve bizde bu sorumluluğu paylaşmaktan ve bu öldürücü virüsün yayılmasını engellemekten sorumlu sayılırız.
    Milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.
    Mustafa Kemal ATATÜRK






  2. #2
    Administrator AbuK_PreNS Kullanıcısının Üye Resmi (Avatarı)
    Üyelik Tarihi
    04.07.08
    Nereden
    İstanbul
    Yaş
    37
    Mesajlar
    2.055

    Standart AIDS'in Belirtileri

    AIDS ve aynı virüs tarafından meydana getirilen diğer hastalıkların belirtileri hemen hemen aynıdır. Aynı soğuk ve gribin birbirleriyle özdeşleştirlmesi gibi.Fakat AIDS'e ya da ilgili hastalıklarından birine yakalanmış bir kişi için bu belirtiler çok ısrarcıdır ve nedeni yok gibi görünür. Kişi hiçbir zaman kendisini neyin hasta ettiğini bulamaz ve hastalığın üstesinden gelemez. Çünkü sadece doktorlar ve konu ile ilgili araştırma yapan bilim adamları bu belirtileri teşhis edebilirler. Bu belirtilerin doktor tarafından açıklanan bir kısmı şöyledir:
    • Fiziksel ve zihinsel aktiviteleri etkileyen, sebebi açıklanamayan aşırı bir yorgunluk
    • Zayıflama yada diyet gibi herhangi bir aktivite söz konusu olmadan iki aydan kısa bir sürede 7-10 kilo kaybı
    • Birkaç haftanın sonunda ateşin açıklanamayacak bir şekilde 39 derecenin üstüne çıkması
    • Uyku sırasında kişinin üstünü sırılsıklam edecek derecede terleme
    • Sebebi bilinmeyen bir şekilde vücuttaki salgı bezlerinin kabarması (Özellikle boğazda, boyunda ve koltuk altında bulunan lenf bezlerinin kabarak en geniş halini alması)
    • Dilin üzerinde ve ağız içinde beyaz noktalar yada lekelerin oluşması
    • Israrla devam eden ishal
    • Herhangi bir solunum enfeksiyonuyla meydana gelen ve çok uzun süren kuru öksürük
    • Özellikle öksürükle birlikte oluşan nefes darlığı
    • Deri üstünde ya da altında oluşan kat kat, yada yükselen bir şekilde leke ve şişliklerin meydana gelmesi. Başlangıçta çürükmüş gibi algılanabilir fakat bunlar zamanla kaybolmazlar ve genellikle etraflarındaki derilerden çok daha serttirler.
    Açıklamalar alıntıdır...
    Milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.
    Mustafa Kemal ATATÜRK






  3. #3
    Süper Editör muzur Kullanıcısının Üye Resmi (Avatarı)
    Üyelik Tarihi
    07.07.08
    Nereden
    İstanbul
    Yaş
    37
    Mesajlar
    2.002

    Standart

    AIDS NASIL BULAŞIR?
    AIDS virüsü birçok vücutsal sıvıda bulunmasına rağmen kişi daha önceden enfekte olmuş başka bir kişiyle cinsel birleşme sırasında AIDS' li partnerinin kanından, menisinden ve vajinal boşalmadan dolayı AIDS virüsünü kendi vücuduna bulaştırabilir.Virüs kişinin cinsiyetine göre vajina yada penisten kan dolaşımına girer. Penis, parmak yada herhangi bir nesnenin vajinaya sokulması sırasında vajina duvarlarında çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük bir açıklık meydana gelir ve virüs bu açıklığı kullanarak vücudun içine rahatça girer.Bundan dolayı AIDS virüsü penisten rektum ve vajinaya geçebilir.

    AIDS virüsünün bulaşma riskinin bulunduğu diğer bir populasyon grubu ise uyuşturucu kullanıcılarıdır.Uyuşturucu bağımlılarının uyuşturucuyu(özellikle eroin)kendilerine enjekte etmeleri sırasında şırınga ucunda yada içinde bir miktar kan kalması olasıdır. Eğer kalan kanın AIDS li bir kan olduğu düşünülürse, virüs aynı şırıngayı kullanan başka bir bağımlının kan dolaşımına kolayca girebilecektir.Şırıngada kalan kanın miktarı ne kadar az olursa olsun içinde yaşayan AIDS virüsü mutlaka olacak ve aynı şırıngayı kullanacak olan bağımlıya doğrudan doğruya aktarılacaktır. AIDS bulaşma riski altındaki diğer bir grup ise hemofili (hemophilia) hastalarıdır. Hemofili vücuttaki K vitamini eksikliğinden meydana gelen kanın pıhtılaşmaması hastalığıdır.

    Hemofili hastaları zaman zaman kan yada kan ürünleri almak zorundadırlar. Eğer kullanılan kan yada kan ürünleri AIDS virüsü ile enfekte olmuş ise hasta bu ürünlerden birini aldığında hastalık ona da bulaşacaktır.Güvenli kan ve kan ürünlerinin hazırlanması bilinmesine rağmen ne yazık ki çoğu yerde yapılmamaktadır. Diğer bir konu ise AIDS hastası bir kadının hamile kalmasıdır.Bu durumda hastalık kadının daha doğmamış bebeğine dahi bulaşacaktır.Yaklaşık olarak dört bebekten bir tanesi AIDS hastası bir anneden doğmakta ve anne hastalığın gelişmesiyle ölmektedir. Yaşayan bebeklerde, büyüyerek ya kan yoluyla, ya seksüel birleşme ile yada uyuşturucu kullanarak sahip oldukları hastalığı başka insanlara bulaştıracaktır.
    Okumadan imzalamam!



    http://www.y0utube.org/
    Foruma üye olmak için tıklayın!
    Forum, yorumlarınızla var olacaktır. Yorumlarını esirgemeyen herkese teşekkürler.

  4. #4
    Süper Editör muzur Kullanıcısının Üye Resmi (Avatarı)
    Üyelik Tarihi
    07.07.08
    Nereden
    İstanbul
    Yaş
    37
    Mesajlar
    2.002

    Standart

    RİSK ORANLARI
    Kimler AIDS Riski Altınadır? AIDS virüsü taşıyan herhangi bir kişinin bu virüsü yayabileceğini hiçbir zaman unutmamalıyız. AIDS teşhisi konmuş hastalar birçok risk kategorisine mevcutturlar.Yapılan açıklamalar ve raporlarda AIDS bulaşma oranlarının kategorilere göre ayrımı aşağıdaki gibidir.



    AİDS VE İLGİLİ HASTALIKLARIN BELİRTİLERİ
    AIDS ve aynı virüs tarafından meydana getirilen diğer hastalıkların belirtileri hemen hemen aynıdır.Aynı soğuk ve gribin birbirleriyle özdeşleştirilmesi gibi.Fakat AIDS' e yada ilgili hastalıklarından birine yakalanmış bir kişi için bu belirtiler çok ısrarcıdır ve nedeni yok gibi görünür. Kişi hiçbir zaman kendisini neyin hasta ettiğini bulamaz ve hastalığın üstesinden gelemez.Çünkü sadece doktorlar ve konu ile ilgili araştırma yapan bilim adamları bu belirtileri teşhis edebilirler.Bu belirtilerin doktor tarafından açıklanan bir kısmı şöyledir:

    • Fiziksel ve zihinsel aktiviteleri etkileyen, sebebi açıklanamayan aşırı bir yorgunluk.

    • Zayıflama yada diyet gibi herhangi bir aktivite söz konusu olmadan iki aydan kısa bir sürede 7-10 kilo kaybı.

    • Birkaç haftanın sonunda ateşin açıklanamayacak bir şekilde 39 derecenin üstüne çıkması.

    • Uyku sırasında kişinin üstünü sırılsıklam edecek derecede terleme.

    • Sebebi bilinmeyen bir şekilde vücuttaki salgı bezlerinin kabarması. (Özellikle boğazda, boyunda ve koltuk altında bulunan lenf bezlerinin kabararak en geniş halini alması)

    • Dilin üzerinde ve ağız içinde beyaz noktalar yada lekelerin oluşması.

    • Israrla devam eden ishal.

    • Herhangi bir solunum enfeksiyonuyla meydana gelen ve çok uzun süren kuru öksürük.

    • Özellikle öksürükle birlikte oluşan nefes darlığı.

    • Deri üstünde yada altında oluşan kat kat, yada yükselen bir şekilde leke ve şişliklerin meydana gelmesi. Başlangıçta çürükmüş gibi algılanabilir fakat bunlar zamanla kaybolmazlar ve genellikle etraflarındaki derilerden çok daha serttirler.

    BELİRTİLERİN GEÇERLİLİĞİ
    Bu soruyu cevaplamadan önce şunu vurgulamak gerekir. Human T-Cell Lymhotropic Virus III / lymhadenopathy associated virus HTLV-III yada Human Immune Deficiency Virus HIV'in normal ilişki ile yayılması konusunda artan kuşkulara rağmen, en fazla rastlanan ve en fazla risk altında bulunan kişilerin aynı gruplara mensup insanlar olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu sınıflandırmada bahsedilen gruplar, homseksüel erkekler, uyuşturucu kullanıcıları, hemofili hastaları ve bu kişilerin seksüel partnerlerinden oluşmaktadır. AIDS teşhisinde bu gurupların yanı sıra fırsatçı enfeksiyon ve tümörlerinde göz önünde bulundurulması gerekir.

    Kaposis Sarcoma gibi tümörlerinde AIDS teşhisinde göz önünde bulundurulması gerekir. 60 yaşın üstündeki hastalarda B-cell lenfomaları yada Kaposis Sarcoma gibi hastalıklar eğer hasta HIV yönünden pozitif durumda ise AIDS teşhisinde göz önüne alınabilir.

    Enfeksiyonun oluşması bulaşma yoluna göre değişme gösterebilir. Yapılan epidemiyolojik (salgın hastalıklar) çalışmalar homoseksüel erkeklerin anal birleşmesi sırasında virüsün bulaşma oranının heteroseksüel (normal ilişki) ilişkiye göre çok daha fazla olduğu görülmüştür. Fakat sonraki çalışmalarda görülen vakalar bu görüşün geçerliliği konusunda şüphelerin çoğalmasına neden olmuştur. Ama ihtiyati görülen bir şey vardır ki korunmadan yapılan cinsel birleşmenin her şeklinde;buna genital birleşme ile mukozal zarların birleşmesini de ekleyebiliriz; virüsün bulaşma riski vardır.

    Vakaların tümünde AIDS teşhisi doğru ve dürüst bir şekilde yapılmıştır. Testlerin yapılmasında muhalif çevrelerin bulunması ve geniş laboratuvarlara ihtiyaç olmasına rağmen, hastalığın klinik teşhisi için onaya ihtiyaç duyulmamıştır.
    Okumadan imzalamam!



    http://www.y0utube.org/
    Foruma üye olmak için tıklayın!
    Forum, yorumlarınızla var olacaktır. Yorumlarını esirgemeyen herkese teşekkürler.

  5. #5
    Süper Editör muzur Kullanıcısının Üye Resmi (Avatarı)
    Üyelik Tarihi
    07.07.08
    Nereden
    İstanbul
    Yaş
    37
    Mesajlar
    2.002

    Standart

    DÜNYADA HIV/AIDS
    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Aralık 2000 verilerine göre dünyada 36.1 milyon HIV/AIDS’li kişi yaşamakta olup, epideminin başından beri 21.8 milyon kişi hayatını bu hastalık nedeni ile kaybetmiştir. 2000 yılı içinde 5.3 milyon yeni vaka bildirilmiş olup, bu sayılara günde 14 500, dakikada 10 yeni vaka ilave olmaktadır. Veriler göstermektedir ki; toplam HIV/AIDS vakalarında bir yıl önceki yıla göre %10 oranında bir artış olmaktadır ve yeni enfekte vakaların %10’unu 15 yaş altı ve %50’sini ise 15-24 yaş arası grup oluşturmaktadır. Son yıllarda epidemideki önemli değişikliklerden ilki, 20 yaş olan hastalığın ilk görülme yaşının 15 yaşa inmesidir. Gençlerin HIV’ye daha yatkın olma nedenleri; HIV ve cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklar konusunda bilgilerinin kısıtlı olması, bilgileri olsa bile nasıl korunulacağını bilmiyor olmalarıdır. Epidemide ikinci önemli değişiklik ise kadınlarla erkeklerin %20 olan oranının %43’lere yükselmiş olmasıdır. 1999 ve 2000 yılı verileri dünya toplam HIV pozitif vakalarının %70’inin görüldüğü Sub-sahara Afrika’sında 10 HIV pozitif erkeğe karşı 12-13 HIV pozitif vakanın görülmeye başladığını bildirmektedir.

    İlk vakaların görüldüğü Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde 1994 yılından beri her yıl tanı konan yeni vaka sayıları bir önceki yıldan fazla değil iken, Hindistan, Afrika, Tayland gibi ekonomik seviyeleri düşük Asya ülkelerinde vaka sayıları katlanarak artmaktadır. Bu farklılığın esas nedeninin eğitimden kaynaklandığı düşünülmektedir, çünkü gelişmiş ülkeler etkin eğitim programları ile hastalığı ve korunma yollarını halkına öğretebilmeyi başarmış gözükmektedir. Eğitimde bir diğer önemli faktörde mali güçtür. Gelişmekte olan ülkeler kısıtlı bütçeleri ile giderek artan sayıdaki hastalarını tedavi için gerekli masrafı yapmakta zorlanırken, beraberinde eğitim programlarını yürütememektedirler. Bazı Asya ülkelerinin hükümetleri eğitime finanssal kaynaklar ayırmışlar ve özellikle Malezya ve Tayland’da geniş kapsamlı HIV eğitim kampanyaları düzenlenmiştir. Şu ana kadar elde edilen ilk sonuçlara göre HIV/AIDS bu iki ülkede Filipinler ve Endonezya kadar hızlı yayılmamaktadır, ancak hastalığın pencere dönemi ve kişilerin davranış değişikliklerinin değerlendirilmesi net olarak yapılamadığından kesin sonuç elde edilememektedir.

    Gelişmekte olan ülkelerin bazılarında ve sanayileşmiş ülkelerde HIV enfeksiyonunun yayılımını engellemeye yönelik çeşitli programlar düzenlenmektedir. İthal kan kullanımını sınırlayan politikalar, damar içi madde kullanımının önlenmesine yönelik çalışmalar, temiz enjektör değiştirme programları yapılmış olsa da bunların hiçbiri tek başına HIV bulaşmasını önlemede yeterli programlar olarak gözükmemektedir.
    Okumadan imzalamam!



    http://www.y0utube.org/
    Foruma üye olmak için tıklayın!
    Forum, yorumlarınızla var olacaktır. Yorumlarını esirgemeyen herkese teşekkürler.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Etiketleri

Yer İmleri

Yetkileriniz

  • Yeni konu açamazsınız!
  • Mesajlara cevap veremezsiniz!
  • Eklenti gönderemezsiniz!
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz!